Buluntu Mallar İlmihali

BULUNTU MALLAR İLMİHALİ

Bir yerde bulunan ve sahibi bilinmeyen yitik bir mala "Lukata’ denir.

Kuran, Müslümanların doğru, adil olmalarını, emaneti ehline vermelerini emretmiş, insanların haklarını eksik vermelerini ve başkalarının mallarını haksız şekilde yemelerini yasaklamış, bunları İslami hayat tarzının temel ilkeleri arasında saymıştır. Sevgili Peygamberimiz de sahibi tarafından kaybedilip bir başkası tarafından bulunan eşya ve hayvanlarla ilgili olarak birtakım ilkeler koymuş, bazı emir ve tavsiyelerde bulunmuştur. (1)

Bulduğumuz herhangi bir eşya ya da parayı kendimiz için alabilir miyiz?

Başkalarının rızası olmaksızın mallarını haksız yere almak haram olduğu gibi, yitik malları alıp sahip çıkmak da haramdır.

Bir kimse bir yerde yitik bir mikdar para veya eşya bulsa, bunu sahibine vermek üzere, oradan alıp kaldırabilir. Fakat kendisi için alıp kaldıramaz. Bu bir hırsızlık sayılır. (2)

Demek ki bir yerde bulduğumuz parayı ya da herhangi bir eşyayı kendimize olmak haramdır, eğer alırsak hırsızlık yapılmış oluruz. (açıklama)

Herhangi bir yerde gördüğümüz yitik bir malı ne yapmamız gerekir?

Yitik eşyayı alıp kaldırmakta şu hükümler vardır: Alınmayıp bırakıldığı takdirde zayi olmak ihtimali bulunan bir yitiği yerinde bırakmak yerine almak ve sahibi için saklamak daha doğrudur. Zayi olacağı anlaşılan bir yitiği almak ve saklamak ise vacibdir. (1–2)

Mesela bir adam yolda yürürken yerde bir miktar para gördü. Eğer o parayı alıp saklamadığı takdirde o paranın başkaları tarafından alınıp harcanacağı ihtimali varsa bu parayı alıp saklamak daha doğru olur; ama parayı almadığı takdirde kesin olarak paranın başkaları tarafından alınıp harcanacağı biliniyorsa bu durumda o parayı alıp saklamak o kişi için vacip olur. Yani mutlaka alıp saklaması gerekir. (açıklama)

Herhangi bir yitiği sahibine vermeyip kendisine mal edinmek maksadı ile almak haramdır.(1–2)

Bir kimse bir yitik bulunca ne yapar?

Bir kimse, bir yitiği bulunca bunu sahibine vermek üzere aldığına başkasını şahit tutar, sonra sahibi çıkınca, kendisine ait olduğunu isbat edince malı ona teslim eder. Peygamber Efendimiz bu konu da: ‘Kim bir yitik malı bulursa, iki adil kimseyi olaya şahit yapsın, gizleyip saklamasın. Sahibini bulursa ona iade etsin. Bulamazsa o mal Allah’ın malı hükmünde olup Allah onu dilediğine verir’  buyurmuşlardır. (Ebu Davud)

Demek ki bir para ya da eşya bulduğumuz zaman onu alıp bir kimseyi de onu aldığımıza dair şahit tutup almamız gerekir. Ve sahibi çıkınca da sahibine verilir. (açıklama)

Sahibine vermek üzere alınan ve sahibinin çıkması için bekletilen mal kaybolursa ne yapmamız gerekir?

 Sahibine verilmek üzere şahitlik huzuruna alınıp saklanan bir yitik, onu bulanın yanında açık bir kusur olmaksızın zayi olsa, sahibine bedelini ödemesi gerekmez. (1–2) Ama sahiplenmek kastıyla alınmışsa, alan her türlü telef ve zarardan sorumlu olur. (1)

Yani bir mal bulmuşuz, sahibine vermek için evde bekletiyoruz. Güvenli bir yere de koymuşuz; ama o eşya çalınıyor sonra o eşyanın sahibi de çıkıp geliyor ve o eşyasını istiyor. Bu durumda sahibine kendi o eşyanın bedelini ödemesi gerekmez; çünkü güvenli bir yere konduğu halde o mal çalınmıştır. O kimsenin herhangi bir suçu yoktur. (açıklama)

Bulunan herhangi bir malın sahibinin bulunması için ne yapılır?

Buluntu malın, bulan tarafından ilan edilmesi gerekir. (1–2)

Bu ilan malı bulan kişinin durumuna, imkânlarına göre değişir. Hoparlör de ilan verdirebilir, kendisi herkese sorabilir, ya da yazıp muhtelif yerlere asabilir. Nasıl İlan etmeye gücü yetiyorsa ona göre ilan eder. (açıklama)

İlanda, sahibinin tanımasına imkân verecek ölçü ve bilgilerin bulunması gerekir. (1)

Yani malı ilan ettiğimiz zaman o malın sahibi tarafından tanınacak şekilde bilgilerin de verilmesi gerekir. Ancak sahte sahiplenmeleri engelleyecek bir kapalılığın da olması gerekir. (1)

Yani malın tanınması için o mal ile ilgili bilgiler vereceğiz ama tamamen de mal ile ilgili her şeyi söylemiyeceğiz ki her önüne gelen o malı sahiplenmesin. Eğer biz mal ile ilgili her şeyi anlatırsak o takdirde o malın gerçek sahibi olmayanlar bile malı sahiplenmeye kalkacaklardır. (açıklama)

Buluntu malın ne kadar süreyle ilan edilmesi gerekir?

Buluntu malın ilan süresi kural olarak 1 yıldır. İlk hafta hergün, sonraki haftalarda ise haftada birer gün ilan yeterlidir. Ancak (mensubu bulunduğumuz) Hanefi mezhebine göre ilan süresinin değişebileceği, mesela 100 dirhemlik (yaklaşık 297 kg) malın bir yıl, 10 dirhemlik malın on gün, daha değersiz malların daha az süreyle ilanının yeterli olacağı görüşündedirler. Esasen âlimler malın sahibinin artık malını aramayacağı ve sahibinin bulunmayacağına dair güçlü bir kanaat oluşuncaya kadar ilana devam edilmesini ölçü olarak kabul etmişlerdir ve bu süreler de böyle bir ölçünün uygulamasından ibarettir. (1)

Yani bulduğumuz herhangi bir malı 1 yıl ya da artık sahibinin malını aramayacağına güçlü bir kanaat getirinceye kadar beklemeliyiz. (açıklama)

İlan edilen süre içinde malın sahibi çıkmazsa ne yapılması gerekir?

İlan içerisinde malın sahibi gelir de sahipliğini ispatlarsa, buluntu mal kendisine iade edilir. Eğer malın sahibi çıkmazsa fakirlere sadaka olarak verilir. (1)

İlan edilen süre içinde sahibi çıkmayan bir malı bulan kişi çok fakirse kendisi kullanabilir mi?

Eğer onu bulan fakir bir kimse ise belirli süre bekledikten sonra hala sahibi çıkmazsa kendisi bu maldan faydalanabilir. Fakat sonradan sahibi çıkarsa bu malın bedeli sahibine ödenir. Resulüllah Efendimize yitik (yani buluntu) mal hakkında soruldu. O da: ‘Onu bir yıl ilan et, eğer arayıcısı gelirse onu ona ver. Eğer sahibi gelmezse onun kabını ve ağız bağını tesbit et. (yani malın ne kadar olduğunu iyi bil, unutma) Sonra onu ye, eğer onun arayanı gelirse onun değerini kendisine veriver’ buyurmuşlardır. (Müslim,  Ebu Davud) (1)

Bu konuda ki başka bir hadisi şerif şöyledir: ‘Süveyd Bin Gafale radiyallahü anh şöyle anlatıyor: ‘Zeyd Bin Suhan ve Selman Bin Rabia ile birlikte savaşa çıkmıştım. Yolda bir kamçı buldum. Bana onu alma, at dediler. Ben de: ‘Hayır atmayacağım, sahibini bulursam ona veririm, değilse kendim kullanırım’ dedim. Sonra hac görevini yapıp Medine’ye uğradığımda kamçı olayını Übey Bin Kab’a sordum. O da şöyle cevap verdi: ‘Ben de bir gün, içerisinde yüz dinar bulunan bir kese bulmuştum. Onu Peygamber Efendimiz’e getirdim. Bana: ‘Onu bir yıl ilan et’ buyurdu. Ben onu bir yıl ilan edip sahibi çıkmadığı için tekrar Peygamber Efendimiz’e getirdim. Bana: ‘Tekrar onu bir yıl daha ilan et’ buyurdu. Bir yıl daha ilan ettim. Yine sahibi çıkmayınca yine peygamber Efendimize getirdim. Bu sefer yine: ‘Onu bir yıl daha ilan et’ buyurdu. Yılsonunda tekrar yanına vardığımda ise: ‘Bu kesenin şeklini içindekilerin sayısını ve ağzını iyi belle eğer sahibi gelirse kendisine teslim edersin gelmezse ondan kendin istifade edersin’ buyurdu. (Buhari, Müslim ve Ebu Davud)

Übey Bin Kab radiyallahü anh anlatıyor: ‘Hazreti Peygamber döneminde içerisinde yüz dinar bulunan bir kese buldum ve Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi vesellem’e getirdim. O da: ‘Bir yıl ilan et’ buyurdu, ben de bir yıl ilan edip durdumsa da keseyi bilip tanıyan birisini bulamadım, tekrar getirdim.: ‘Bir yıl daha ilan et’ buyurdu, yine bir yıl ilan edip durdumsa da yine bulamadım, tekrar üçüncü kez getirdim: ‘Paranın kesesini, sayısını ve ağız bağını muhafaza et. Eğer sahibi gelirse teslim et, yok gelmez ise onu kullan’ buyurdu. (Buhari)

Bu hadislerden de anlaşılacağı gibi bir malı bulduğumuz zaman onu kısa süre ilan edip sahibi çıkmadı diye kendimize ayıramayız. Hadimsizde ki sahabeler tam 2–3 yıl sahibinin bulunması için beklemiştir. Peygamber Efendimiz böyle yapmasını istemiştir. (açıklama)

Bir kimse buluntu malı beklettikten sonra fakire verir daha sonrada malın sahibi çıkarsa değerini ona ödeyip ödememekte serbesttir, isterse öder istemezse ödemez. (1)

Demek ki bulduğumuz bir mal biz de beklerken eğer sahibi gelir o malın kendisinin olduğunu da isbat ederse o mal sahibine verilir. Ama belirli süre bekledikten sonra mesela 1yıl bekledikten sonra hala gelmezse bu durumda o mal kendimizin olamaz; fakirlere verilir; ama kendimiz çok fakirsek o mala muhtaçsak bu durumda o malı ya da parayı harcayabiliriz. Eğer sahibi çıkmadığı için fakire verirsek sonrada sahibi çıkarsa eşyanın bedelini sahibine ödeyip ödememe konusunda serbestiz. Ama kendimiz çok fakir olduğu için eşyayı kullansak sonrada sahibi çıksa aradan kaç yıl geçerse geçsin yine de o eşyanın bedelini sahibine ödememiz gerekir. (açıklama)

Buluntu Mallar Devlete verilebilir mi?

Buluntu malları devlete teslim etmek de caizdir. Hele gayrimüslimlere yani müslüman olmayanlara ait olduğu anlaşılan yitikler, devlet hazinesine konmalıdır. Sahipleri çıkarsa, aynen kendilerine verilir, eğer satılmışlarsa, bedelleri ödenir. Sahipleri çıkmazsa, toplumun ihtiyaçlarına harcanır. (2)

Çok küçük miktarda para ya da çok değersiz eşya bulunduğunda yine onu bekletmek gerekir mi?

Sahibinin aramayacağı anlaşılan ip, sopa, bir kuruş para, bir meyve, bir adi mendil gibi pek az şeyler için bir müddet beklemeye gerek olmadığını söyleyenler varsa da bunların birkaç gün süreyle ilan edilip bekletildikten sonra bulan tarafından kullnalmasının caiz olacağı şeklindeki görüş daha uygundur. (1)

Yani çok değersiz bir eşya ya da para bulduğumuz zaman bunun 1 yıl falan bekletilmesine gerek yoktur birkaç gün ilan ederiz; eğer sahibi çıkmazsa ya fakire veririz ya da kendimiz kullanırız. (açıklama)

Bu konuyla ilgili olarak peygamber Efendimizin bir hadisi şerifi şöyledir: ‘Ebu said El Hudri radiyallahü anh diyor ki: ‘Ali Bin Ebi Talip bir dinar bulup Fatıma’ya getirmiş. O da onu harcayıp harcamayacağını Resulüllah Efendimize sormuş O da ‘O Allah’ın rızkıdır’ buyurmuş Sonra ondan Resulüllah Efendimiz de yemiş, Fatıma da yemiş. Sonra Ali’ye o dinarı arayan bir kadın gelmiş. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Ali’ye: ‘O dinarı o kadına geri ver’ buyurmuştur. O da geri vermiştir.’ (Sadece Ebu Davud)

Çok küçük miktardaki buluntu bir şeyin bulan tarafından kullanılması doğru mudur?

Cabir Bin Abdullah radiyallahü anh diyor ki: ‘Resulüllah Efendimiz bize baston, kamçı, ip ve bunlara benzeyen şeyleri bulup alanın onlardan menfaatlenmesine izin verdi.’ (Sadece Ebu Davud 1717)

Bu hadise dayanarak az sayılan yani kıymeti fazla olmayan buluntu eşyaların bir yıl ilan edilmeden kullanılabileceğine hükmedilmiştir. (4)

Ağaçların altına dökülen meyvelerden yenebilir mi?

Yollarda, bostanlarda, ağaçların altlarında bulunan başaklarla meyveler hakkında da yitik hükümleri uygulanır. Bu konuyu açıklamak gerekir. Şöyle ki: Yazın şehirlerde ağaçların altlarına dökülen meyveler, açık olarak veya adeta bağlı olarak herkesin faydalanmasına bırakılmışsa, bunlar alınıp yenilebilir; değilse, yenilemez, haramdır. (2)

Şehirlerde bahçe ve karpuz içinde bulunan meyveler alınıp yenebilir mi?

Şehirlerde bahçe ve bostan içinde bulunan meyveler, ceviz gibi bozulmayıp kalabilecek şeylerden, sahiplerinin açık izni bulunmadıkça yenmez. Çabuk bozulacak şeylerden ise, sahih görülen görüşe göre, açıkça veya adet bakımından yasaklık yoksa alınıp yenebilir. Diğer bir görüşe göre de, sahiplerinin rızaları bilinmedikçe alınıp yenmez. (2)

Köylerde bahçe ve karpuz içinde bulunan meyveler alınıp yenebilir mi?

Eğer meyveler bozulmayıp kalabilecek şeylerden ise, sahiplerinin izinleri bilinmedikçe, onlar alınıp yenmez. Fakat bozulacak şeylerden olurlarsa, sahih görüşe göre, yasaklandığı bilinmedikçe (ortaya çıkmadıkça) alınıp yenebilir. (2)

Kendimizin olmayan ağaçtan izinsiz meyve koparıp yiyebilir miyiz?

Bunlar her nerede bulunurlarsa bulunsun, sahiplerinin izinleri bulunmadıkça, iyi olan alınıp yenmemesidir. Ancak çok bol olurda, yenmesi sahiplerine ağır gelmezse, yenilebilir. Bu durumda o meyvalardan bir miktar alınıp orada yenebilir. Fakat toplanıp başka bir yere götürülemez, bu caiz değildir. (2)

Abdullah Bin Amr Bin As radiyallahü anh anlatıyor: ‘Resulüllah Efendimize ağaçtaki meyvelerden alıp yemenin hükmü soruldu. O da şöyle buyurdu: ‘Kim ihtiyacı olduğu için ondan ağzıyla yer eteğine doldurmazsa ona bir şey gerekmez. Bir kimse ondan bir şey koparır ve başka bir yere taşırsa onun değerinin iki mislini ödemek zorundadır. Bir de tazir (yani azarlama)cezasına çarptırılır. Hurma kurutulan yere konulduktan sonra (yani o meyveler yerine kaldırıldıktan sonra) bir kimse ondan çalarsa bedeli de bir kalkan kadar olursa ona el kesme cezası vardır…’ (Nesai, İbni Mace ve Ebu Davud)

Yani izinsiz herhangi bir meyveyi koparıp yemek haramdır. Ama gerçekten ihtiyacımız varsa ya da meyve çok bol olurda alınması sahibine herhangi bir külfet getirmezse bu durumda bir miktar meyve alınabilir. Yine bir meyve ağaçtan toplanıp yerine kaldırıldığında eğer o meyveden bir kalkan değeri kadar izinsiz alınırsa bu durumda islam hukukuna göre alan kişinin elleri kesilir. (açıklama)

Akan ırmak üzerinde bulunan meyveler izinsiz yenebilir mi?

Akar ırmak suları üzerinde bulunan meyveleri, çok olsa da, toplayıp yemek caizdir; Çünkü bunlar, bu halde bırakılırlarsa çabuk bozulurlar. Onun için bunları toplamaya hal delâleti ile izin vardır. Fakat böyle bir su üzerinde bulunan ağaçlara gelince, bakılır: Eğer sudan çıkarılacakları zaman kıymetleri yoksa alınmaları helal olur. Fakat kıymetli şeyler ise, alınmaları helal değildir, bunlar üzerinde yitik işlemi uygulanır. (2)

Bahçelerde duvarların diplerine değil de başka yerlerde dağınık veya toplu olarak bulunan meyveler izinsiz alınabilir mi?

Bahçe ve bostanların içinde, duvarların diplerinde değil de, başka yerlerde dağınık veya toplu olarak bulunan meyveler hakkında da yitik eşya hükmü uygulanır. Sahipleri biliniyorsa onlara, bilinmiyorsa fakirlere verilir. Bunları bulan kimse fakir değilse, onlardan kendisi faydalanamaz. (2)

Yollara düşmüş olan ağaç yaprakları izinsiz toplanabilir mi?

Yollara dökülmüş olan ağaç yaprakları, eğer dut yaprakları gibi kendisi ile yararlanacak şeyler ise, bunları başkalarının toplaması caiz değildir. Yoksa bunların değerini ağaç sahibine ödemek gerekir. Fakat bunlar, yararlanılmayacak şeyler ise, toplanıp alınabilirler, ödenmeleri gerekmez. (2)

Demek ki yollara düşen ağaç yaprakları eğer sahibi tarafından kullanılabilecekse bu durumda o yaprakları almak helal olmaz. Ama bu yapraklar sahibinin yararlanamayacağı şeylerse bu durumda alınabilir. (açıklama)

Ekin, karpuz tarlalarında ekinler ve karpuzlar toplandıktan sonra arta kalan ürünler izinsiz toplanabilir mi?

Ekin ve karpuz, salatalık gibi tarlalarda ekinler, karpuzlar, salatalıklar alındıktan sonra, başkalarının toplamasına adet olarak izin verilmişse, arta kalan ekin veya kavun, karpuz, salatalık gibi döküntü şeyleri, başkalarının toplaması caizdir. (2)

Sünnet ve düğün toplantılarında şeker veya para serpilince bunları toplamak helal midir?

Sünnet veya düğün toplantılarında şeker veya para serpmekte bir sakınca yoktur. Bu serpilen şeyleri, orada bulunanlar toplayıp alabilirler. Bunları almak için avuçlarını ve eteklerini açanlar, avuçlarına veya eteklerine düşen şeylere sahip olurlar, bunları başkaları alamazlar. Alırlarsa, kendilerinden geri alınabilirler. (2)

Sahibinden kaçan ve yitirilen hayvanları bulan ne yapar?

Peygamber Efendimiz bu konu hakkında: ‘Kim bir yitik hayvanı yanında barındırırsa onu ilan edip duyurmadığı sürece yanlış yoldadır’ buyurmuşlardır. (Müslim)

Münzir Bin Cerir radiyallahü anhden şöyle anlatıyor: ‘Ben bir gün babamla birlikte Bezavic kasabasında bulunuyordum. Çoban sığır sürüsüyle geldi, o sürüden olmayan bir inek de orada bulunuyordu. Cerir çobana: ‘Buda nedir?’ diye sordu. ‘Sürüye karışmış kimin olduğunu bilmiyorum’ dedi. Bunun üzerine Cerir: ‘Onu sürüden çıkar; çünkü ben Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem’den şöyle derken işittim: ‘Yitik malları kendi mallarına ancak sapıklar karıştırır.’ (Müsned ve Ebu Davud)

Amr Bin Şuayb dan rivayete göre Peygamber Efendimize yitik koyun hakkında soru soran kimseye: ‘Onu al yanında muhafaza et’ buyurmuştur. (Ebu Davud)

Bulunan deveyi sahibine vermek üzere almak caiz midir?

Zeyd Bin Halid El Cüheni radiyallahü anh anlatıyor: ‘Bir adam buluntu malın durumundan sordu. Resulüllah Efendimiz: ‘Bir yıl ilan et özelliklerini iyice tanı, sonra onu kullan, sahibi gelirse kendisine hemen öde.’ Adam: ‘Ey Allah’ın Resulü! Kaybolmuş koyunun durumu nedir?’ deyince Resulüllah Efendimiz: ‘Onu al o ya senin ya mümin kardeşinin ya da kurdundur’ buyurdu. Adam: ‘Ey Allah’ın Resulü! Yitik develer ne olacak?’ diye sordu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz öfkelendi. Yanakları veya yüzü kızardı ve buyurdular ki: ‘Ondan sana ne’ Onun sağlam ayakları ve yanında su tulumu vardır. Sahibini buluncaya kadar yeter ona.’ (Tirmizi 1372,Buhari ve İbni Mace)

Resulüllah Efendimiz bu hadisi şerif de kaybolan bir deve, sahibi kendisini buluncaya kadar kendi kendini koruyabileceği için onun yakalanmasının doğru olmadığını belirtmektedir. Ancak bir mal ziyana uğrayacaksa bu durumda sahibi çıkıncaya kadar koruma altına alınması gerektiğini bildirmektedir. (4)

Bulunan devenin alınıp alınmayacağı hususunda âlimler ihtilaf etmiştir. İmam Malik, Evzaî, Şafiî hazretleri, hadisteki yasağı esas alarak "yitik deve alınmaz, ilan da edilmez" derken, Kûfîler, alınıp ilan edilmesinin efdal olacağını söylemişlerdir. "Zira derler, deveyi kendi haline bırakmak onun ziyan olmasına sebep olur." (4)

Bu görüşler ışığında eğer kaybolan deveyi bulan kişi eğer onu koruma altına almadığı takdirde deve ziyan olacaksa bu durumda alınabilir ama koruma altına alınmadığı zaman eğer sahibinin devesini bulması umuluyorsa bu durumda o deveyi koruma altına almak doğru olmaz. Kendi haline bırakılmalıdır. (yorum Halil özlü)

Kastalâni, küçük vahşilere karşı kendi gücüyle korunabilen öküz, at gibi hayvanların da bu meselede hükümde deveye tabi olacağını söyler. (4)

Yani deve de uygulanan hükümlerin aynısı küçük vahşilere karşı kendisini koruyabilen at öküz gibi hayvanlarda da uygulanır. (açıklama)

İbnu'l-Cevzî: "At, deve, sığır, katır, merkep, davar ve geyiğin alınması sadece devlet temsilcilerine caizdir. O, koruma maksadıyla alır" der. (4)

Ebu Hureyre radiyallahü anh’den rivayet edilen bir başka hadisi şerifte ise: ‘Kayıp deveyi bulup saklayana verilecek ceza o devenin ve bir benzerinin daha mal sahibine verilmesidir’ buyurmuşlardır. (Sadece Ebu Davud)

Sahibi tarafından bile salıverilen bir hayvana sahip çıkmak doğru mudur?

Kim sahibinin beslemekten aciz kalarak bırakıverdiği bir hayvan bulurda onu alıp ihya edecek olursa o onun olur. (Ebu Davud 3524)

Bu hadis, yürümekten aciz kalması sebebiyle sahibinin salıverdiği hayvanı bir hamiyet sahibi, su ve gıda vermek suretiyle canlandırıp aktif hale getirdiği takdirde, bu hayvanın, bakan kimseye ait olacağı belirtilmektedir. Ahmed İbnu Hanbel ve İshak İbnu Rahuye, bu hadise dayanarak: "Sahibi hayvanı helak olmaya terk etmiş idiyse, bu ihya edene aittir" demişlerdir. Ancak bir kısım fukaha da hayvanın mülkiyetinin asıl sahibinden acz sebebiyle düşmeyeceğine hükmetmiş, bunun lukata ahkâmına tabi olacağını söylemiştir. Öyleyse, sahibi geldiği takdirde, alan kimse bunu vermek zorundadır. (4)

Hadis, hayvanın, bakmaya aciz kalındığı takdirde helak olmak üzere çöle, kıra salıverilmesinin caiz olacağına da delil kılınmıştır. Şafii ve ashabı: "Hayvanı beslemesi veya satması veya kıra salıvermesi, sahibine vaciptir. Bunlardan birini yapmamakta inad ederse mecbur edilir" demiştir. Ebu Hanife ve ashabı ise: "Bu ağaçta olduğu gibi kesin bir emir şeklinde değil, Istıslah (iyileştirme) olarak talep edilir" demiştir. Ruh sahiplerinin ağaçtan ayrı olacağı söylenerek cevaplandırılmıştır. (4)

Doğru olanı şudur: Eğer hayvan, eti yenen cinsten ise,  sahibinin onu kesip muhtaçlara yedirmesi gerekir. 4)

İbnu Raslan: "Sakatlık gibi bir sebeple kullanılmaz hale gelen hayvanı salıvermesi sahibine caiz olmaz, nafaka vermesi vacibtir" der. (4)

Müslümanların hayvan hakları karşısındaki titizliğini görme bakımından bu yorumların ayrı bir ehemmiyeti vardır. (4)

Hacının kaybettiği mal aranır mı?

Resulüllah Efendimiz hacının kaybettiği malı almayı yasakladı. (Ebu Davud 1719, Müslim ve Darimi)

1-diyanet ilmihali

2-Ömer Nasuhi İlmihali

3- Fikri Yavuz İlmihali

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !